“Ben Kendim!” Çığlıklarının Altında Ne Var? 2,5–3 Yaş Dönemini Anlamak
“Ben yapacağım!”
“Tek başıma yapacağım!”
“Kendim!”
2,5–3 yaş arası çocukların en sık duyduğumuz cümlelerinden biridir bu. Bazen bir çığlık gibi gelir kulağımıza, bazen bir meydan okuma gibi… Oysa çoğu zaman bu sözlerin altında çok temel bir gelişim ihtiyacı vardır:
“Ben artık büyüyorum. Yapabildiklerimi görmeni istiyorum.”
Bu dönem, ebeveyn açısından da kolay bir geçiş değildir. Çünkü çocuk artık bebek değildir ama ebeveynin zihni ve bedeni hâlâ eski bakım düzenine alışmıştır.
Ayakkabısını siz giydirmişsinizdir, yemeğini siz yedirmişsinizdir, suyunu siz koymuşsunuzdur, odasını siz toplamışsınızdır. Tüm bunlar daha hızlıdır, daha pratiktir, daha az dağınıktır. Bir süre sonra bunlar otomatikleşir. Tam da bu noktada çocuk bize şunu göstermeye başlar:
“Benim artık yapabileceğim şeyleri benim adıma yapmana gerek yok.”
Bağımsızlık isteği neden bazen bu kadar güçlü gelir?
2,5–3 yaş çocuğu için bir şeyi kendi başına yapmak yalnızca bir beceri kazanmak değildir. Aynı zamanda kendilik algısının gelişmesidir.
Kendi kaşığını tutmak, kendi kıyafetini denemek, yumurtasını kırmaya çalışmak, bardağına suyunu koymak… Bunların her biri çocuğun içinde şu duyguyu büyütür: “Ben yapabiliyorum.”
Ancak ebeveyn, çocuğun yapamayacağını düşündüğü için sürekli onun yerine yaptığında aslında fark etmeden çocuğun o başarma coşkusunu da elinden alabilir. Çünkü çocuk sadece sonucu istemez. Sürecin içinde olmak ister.
Arabanın kapısını kendi açıp, kendi koltuğuna oturup, bir de kemerini kendi bağlamak isteyen çocuk aslında sadece arabanın kapısını açıp, oturup, kemerini takmak istemez. “Ben de biliyorum, ben de yapabilirim, bana güven.” mesajını verir.
Bugün çok bağımsız, yarın annesinin peşinde…
Bu yaş döneminin en kafa karıştırıcı yanlarından biri de şudur:
Bir gün çocuğunuz son derece bağımsız, kararlı, “ben yaparım” diyen bir çocuk olabilir. Ertesi gün ise sizin dizinizin dibinden ayrılmayabilir, birkaç metre uzaklaşmanızla ağlamaya başlayabilir. Bu tutarsızlık değildir.
Çünkü 2,5–3 yaş çocukları henüz kendi iç dengelerini kurmaya çalışmaktadır. Özellikle stresli, yorucu ya da yeni bir ortamda bağımsızlık becerileri geri plana düşebilir ve çocuk yeniden yakınlık arayabilir. Sevgi dolu, yumuşak başlayan bir çocuk bir anda öfkelenebilir. Bu, ebeveynleri çok şaşırtır.
“Az önce sakindi, şimdi neden bağırıyor?”
Çünkü çocuk henüz yoğun duygular geldiğinde kendisini düzenleme becerisini tam olarak kullanamaz. Dürtülerini ve eylemlerini kontrol eden sistem hâlâ gelişmektedir.
Bunu kendimize hatırlatmamız gerekir:
Çocuğumuz henüz her istediğini yapmadan önce durup düşünme, sonucunu değerlendirme ve kendini sakinleştirme becerisine yetişkinler gibi sahip değildir. Bu beceriyi bizden görerek öğrenir.
“İsterim” demek her zaman gerçekten onu istediği anlamına gelir mi?
Bu dönemde çocukların çok sık kullandığı kelimelerden biri de “isterim”dir.
“Bunu isterim.”
“Onu isterim.”
“Ben bunu yapacağım.”
Ebeveynler bazen bunu bir talep, hatta yerine getirilmesi gereken bir emir gibi algılayabilir. Oysa küçük çocuk için “istemek” çok daha geniş bir anlam taşıyabilir.
Bazen gerçekten arzuladığı şeyi ifade eder. Bazen sadece zihninde canlandırdığı bir şeyi paylaşır. Bazen de bir ihtimali keşfeder: “Acaba nasıl olurdu?”
Bu yaş çocukları henüz “düşünüyorum”, “hayal ediyorum”, gibi kavramları kullanamayabilir. Bu nedenle zihinsel bir canlandırmayı da “istiyorum” kelimesiyle ifade edebilirler. Çocuk bazen nesneden çok onunla ilgili hayal kurma sürecinden keyif alır. Bu yüzden her “isterim” cümlesi “hemen gerçekleşmeli” anlamına gelmez.
Arzu ile davranış arasındaki farkı öğretmek
Çocuk iki yaşından itibaren “yapacağım” ve “isterim” demeyi öğrenir.
Ancak henüz şunu ayırt etmeyi öğrenmektedir:
“Bir şeyi istemek başka, onu yapmak başka.”
Örneğin:
“Bunu yere dökücem.” diyebilir.
Burada çocuğun duygusunu kabul ederiz ama davranışa sınır koyarız:
“Bunu yapmak istediğini görüyorum. Ama atıştırmalığını masanda yiyebilirsin.”
‘’Sana şimdi vurucam.’’ diyebilir.
‘’Çok kızdın, vurmak istedin. Kızgın olabilirsin ama vuramazsın.’’
Çocuğa vermek istediğimiz mesaj şudur: “Duyguların ve isteklerin var olabilir. Ama her istediğin davranışa dönüşmek zorunda değil.”
Biz onun duygularını susturmadığımızda, o da zamanla kendi duygularının içinde kalabilmeyi öğrenir. Böylece kendini düzenlemesine eşlik edebiliriz. Özdenetim dediğimiz şey tam da bu: Çocuğun hiç öfkelenmemesi, istememesi değil; güçlü duyguların içinde kalırken kendini kaybetmemeyi öğrenmesidir.
Peki ebeveyn ne yapmalı?
Bu dönemde en güçlü araçlardan biri çocuğa seçenek sunmaktır.
“Yumurtanı ben mi kırayım, sen mi kırmak istersin?”
“Önce pijamanı mı giymek istersin, dişini mi fırçalamak?”
Bu sorular çocuğun kontrol ihtiyacını destekler.
Ama burada önemli bir nokta var: Çocuğa seçenek sunmak, her seçimin mutlaka uygulanacağı anlamına gelmez. Çocuk seçim yapmayı, düşünmeyi ve karar vermeyi öğrenir. Bazen seçtiği şey olmayabilir. Bu da hayatın bir parçasıdır.
Seçtiği halde pişman olabilir
Bu yaş çocuklarında sık gördüğümüz bir durum da şudur: Çocuk iki seçenekten birini seçer ama diğerinde aklı kalır.
“Mavi dondurma istiyorum.” der.
Sonra:
“Kahverengiyi istiyorum.” diye ağlamaya başlar.
Burada güç savaşına girmek yerine çocuğun deneyimini yansıtabiliriz:
“Mavi dondurma seçmiştin ama şimdi karamelin tadını da merak ettin”
Eğer mümkünse küçük bir esneklik alanı yaratabiliriz:
“Benimkinden küçük bir parça da tadabilirsin.”
Bu, çocuğun karar değiştirdiği, merak ettiği için utandırılmadığı ama sınırların da kaybolmadığı bir alan yaratır.
Bazen derin bir nefes alıp kendimize şunu hatırlatmak gerekir:
“Bu benim çocuğumun beyin gelişiminin doğal bir parçası. Şu an öğreniyor. Ben de ona bu öğrenme sürecinde eşlik ediyorum.”
Bağımsızlık, bir anda ortaya çıkan bir özellik değildir. Çocuk önce “Ben yapacağım.” der. Sonra gerçekten yapmayı öğrenir.
Ve bütün bu yolculukta ona en çok iyi gelen şey, yanında duran ama onun yerine yaşamayan bir ebeveyndir.
